KARDEŞLİK

KARDEŞLİK

 

      Her şeyden önce bilmeliyiz ki Allah’ın mü’min kulları için kardeşlik kan bağından da ötedir. Mü’minler için kardeşlik; samimiyet, dertlere, acılara ortak olmaktır… kardeşlik; sevgi, barış, huzur, umuttur… kardeşlik; aynı safta hareket edebilme, aynı davada yol alabilmektir… kardeşlik; yardımlaşmaktır…

 

   “ إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ ”  “Mü’minler ancak kardeştirler.” “Bêguman bawermend her biran e.” (Hucurat Suresi 49/10) Bu ayet kardeşlik adına bize çoğu şeyi açıklamaktadır aslında. Nitekim Müslim’de(r.anh) geçen bir hadiste Peygamberimiz(a.s) şöyle buyurmaktadır: “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez; onu tehlikeye atmaz. Bir kimse din kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Her kim bir müslümanın bir sıkıntısını giderirse, onun se¬bebiyle Allah kendisinden kıyamet sıkıntılarından birini giderir. Ve her kim bir müslümanın (dünyada) kusurunu örterse kıyamet gününde Allah onu(n kusurunu) örter.” İşte Bizler Peygamberimiz(a.s)’in çerçevesini çizdiği kardeşlikle hareket ettiğimizde, O’nun verdiği müjdelere de kavuşacağız. Allah bizi bu kardeşliği hakkıyla yaşayanlardan eylesin. Amin.

 

      Kardeş kardeşinin bir sıkıntısı olduğunda onun yanında olan ve sıkıntılarını giderendir. Günümüzde Müslüman Coğrafyalar’da (“La İlahe İllallah, Muhammedün Resulullah” kelimesin söylendiği her toprak, her coğrafya Müslümanların ortak coğrafyasıdır) yaşanan zulme hepimiz maalesef ki şahitlik ediyoruz. Buna sessiz kalamayız, kalmamalıyız. En azından niyetlerimizi buna göre şekillendirip, gayret sarfetmeliyiz. Şüphesiz ki dua etmeliyiz. Ancak sadece “dua”da da kalmamalıyız. “Bir toplum(topluluk) kendini değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.” anlayışı ve kavrayışla ilerlememiz gerekir.

 

       Sadece Müslüman olan insanlara değil, mazlum olarak yaşamını sürdürme mücadelesi veren insanlara da din, dil, ırk, renk… ayrımı yapmadan yardım etmeli ve ihtiyaçlarını gidermeliyiz. Filistin’de, Suriye’de, Mısır’da, Libya’da, Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Rojava’da… ve bütün mazlum coğrafyalarda yapılan zulümlere kayıtsız, tepkisiz ve vicdansız kalmamalıyız. 

 

     Müslüman Ülkeler’in kurumsal olarak uluslarası arenada bir çatı kuruluş kurması şart oldu. Çünkü görüyoruz ki, Batılı Devletler acılarımıza ortak olmuyor, evrensel hukuka bile riayet etmiyor. Onlar kendi vatandaşlarına bir şey olmasın diye yerin altını üstüne getirirken; petrol için, değerli madenler için insanların(özellikle Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde) öz vatanlarına girip sömürürken ne yazık ki küresel çapta onların hakkından gelebilecek, hakları yenen insanların hakkını savunabilecek bir tepki mekanizmamız yok. Böyle olduğu için başlarına buyruk hareket etmeleri “doğaldır” demek yerinde bir tespit olacaktır. Ve Mazlumun dilinden; halinden ancak vicdanını yitirmemiş kişiler, toplumlar, insanlar (Müslümanlar) anlar. İnsana insan olduğu için değer verelim. Şunu da aklımızın bir kenarında sürekli diri tutalım: “Bütün İnsanlar Adem’dendir.”

 

   Değerli bir hocamın ifade ettiği gibi:

 

“Bir Yezidi = Bir insan

 

Bir Filistinli = Bir insan

 

Bir Türkistanlı = Bir insan

 

Bir Rojavalı = Bir insan

 

Bir Myanmarlı = Bir insan”

 

Mazlum bir insan = Bütün İNSANLIK

 

Kendimizi iyice sorgulamamız lazım. Aynı safta; aynı saflarda; aynı dinin emrini yerine getirirken; namaz kılarken… Neden yüreklerimiz aynı safta birleşmez?

 

Selam ve Dua ile…