BANA ONDAN HABER VER...

BANA ONDAN HABER VER...

Sen bana; işgallerden, zulümlerden, talanlardan, katliamlardan, bombardımanlardan haber ver. Yıkılan evlerden, insansız köylerden, viran olmuş kasabalardan, üzerinde duman eksilmeyen şehirlerden haber ver. Bu zulümler, bu işgaller ve buna karşın kaygısızlığımız ne zamana dek sürecek kardeş, bana ondan haber ver.

   Sen bana; fesada uğratılan mallardan, yakılan ürünlerden, yok edilen nesillerden haber ver.

  Gözü  dönmüş caniler İslam beldelerini yok ediyor mu hâlâ? Hâlâ dadanıyorlar mı çapulcular gibi yeraltı zenginliklerimize? Doğal güzelliklerimizi harap edip çalamadıklarını yakıp yıkıyorlar mı hâlâ? Kundaktaki bebeler bile kurşunlardan nasibini alırken, İslam’dan kopartılan uyurgezer gençlikten haber ver kardeş, istikbalde güvenebileceğimiz bir nesil kaldı mı daha geride? Sen bana; Kudüs’ten, Caharkale’den, Bağdat’tan, Kabil’den ya da Keşmir’den haber ver. İslam’la yoğrulmuş bu başkentlerimiz ne haldedirler, bir söyle hele. Taş üstünde taş kalmayan bu kutsal mekânlarımızda yaşanan vahşet, arşı titretti. Kadın ve erkeklerimizin iniltileri, feryatları, ahu figanları ayyuka yetişti. Bütün bir ümmet olarak onurumuz çiğnendi, gururumuz ayaklar altına alındı. İzzet, şeref ve haysiyetimiz yerle bir edildi. Bütün bu hal-u vaziyet içinde kardeş, pişmanlık içinde başını taşlara vurmayan kaldı mı, bana ondan haber ver.

   Sen bana; işgalci haçlıların melanetleri, lanetli kavmin hile, oyun ve tuzakları, Rus domuzlarının merhametsizliği bir yana, bağrımıza saplanan kalleşliklerden, ihanetlerden, dönekliklerden, soysuzlardan haber ver. Bizi, bizden sandığımız kişiler değil mi bu hale getirenler? Bu işbirlikçiler değil mi, bizi köklerimizden koparanlar? İslam’ı adım adım aramızdan kaldıranlar bizden sandığımız soysuzlar değil miydiler? Bu hainler değil miydi, daha ne olduğunu anlayamadan, düşmanla beraber üzerimize çullananlar? Öyle körleştirildik, öyle sağırlaştırıldık, öylesine duygusuzlaştırıldık ki, artık Bağdat’a, Caharkale’ye, Kabil’e bomba yağarken, Kudüs’te, Ramallah’ta, Cenin’de kardeşlerimiz roketlerle parçalanırken naklen izleyebiliyoruz. Elimizde çayımızla, gözümüzden yaş akmadan, yüreğimiz burkulmadan, içimiz acımadan, belki ara sıra ‘vah vah’ diyerek veya beddua okuyarak izleyebilir, gazetelerdeki orta sayfa haberlerinden okuyabiliyoruz. Bu hale nasıl getirildik kardeş, bana ondan haber ver!

       Sen bana; Guantenamo’dan, Ebu Gureyb’den, Mısır zindanlarından, İsrail işkencehanelerinden, Rus toplama kamplarından haber ver. Ya da alfabenin her harfine karşılık bir zindan türü inşa eden zihniyetin zindanlarında çile çeken sabır yürekli Yusufilerden haber ver. Karanlık, soğuk dehlizlerdeki zincir şakırtıları, işkence iniltileri, zayıf bırakılmış bedenlere yüklenilen eziyet ve sıkıntılar bütün bir ümmetin uykularını kaçırmıyorsa hâlâ… Onların çektiklerini yüreğimizde hissedemiyorsak hâlâ… Onlarla ilgili haberleri can kulağıyla dinleyemiyorsak hâlâ… O zaman söyler misin kardeş, daha kaç Guantenamo, kaç Ebu Gureyb, inşa edilmeli? Bana ondan haber ver.

   Sen bana; ihtilaflardan, tefrikalardan, bölünmüşlüklerden, kardeş kavgalarından, mezhep çatışmalarından haber ver. Bir iken nasıl da fırkalara ayrıldığımızı, bir iken nasıl da bölük-pörçük olduğumuzu anlat bana. Bir zamanlar, koca bir ümmet ailesinin mümtaz fertleri değil miydik her birimiz? Bir vücudun azaları gibi değil miydik ve İslam coğrafyasının herhangi bir yerinde bir Müslüman’ın başına gelen felaket, bütün ümmeti muazzeb kılmaz mıydı? Bizi, birbirimize sağlam halatlarla bağlayan değerlerimize ne oldu şimdi? İmanımızda samimi birer Müslüman’dık her birimiz bir zamanlar… Ve her şeyden önemlisi kardeştik Arabı, Acemi, Türkü, Kürdü, Hintlisiyle… Aç yatarken birimiz, diğerleri tok bir şekilde sabahlayamazdı. Birimizin ayağına diken batsa, önce diğerlerimiz ‘ah’ çekerdi bir zamanlar… Ya şimdi?! Ya şimdi ne haldeyiz ve nasıl bu hale geldik kardeş, bana ondan haber ver!

    Sen bana; bağrı yanık analardan, sabır yürekli babalardan, dul bacılardan, gözü yaşlı yetimlerden haber ver. Daha ne zamana dek analarımız sinelerini dövecek?.. Daha kaç baba, parçalanmış evladını kabre indirmeli? Karalar giyinmiş binlerce bacımıza daha kaç bacımız eklensin, eşlerinin yasını tutacak? Babasız büyümeyi daha ne zamana dek öğrenmeli yavrularımız? Bütün bir ümmet yetim, bütün bir ümmet öksüz, garip, perişan, çaresiz… Bu halimize bakıp da ‘Kaderimiz böyleymiş…’ deyip geçelim mi kardeş, bana ondan haber ver! Sen bana; biraz da ümit vadeden gelişmelerden haber ver. Mesela; dirilişlerden, direnişlerden, cihad ruhuna sahip bahadırlardan haber ver. Ümitlerin tükendiği anda, baharı müjdeleyen kardelenler gibi kalplerimize ümit esintileri gönderen, ümmetin cengâver evlatlarından haber ver. Onlar ki, kurumuş sanılan köklerinden yeniden yeşeren bir orman gibi, eskisinden daha gür, daha güçlü, daha tecrübeli bir şekilde dikildiler düşmanın karşısına. Ölüm kusan silahlara, dalga dalga yayılan haçlı ordularına karşı iman dolu göğüslerini siper edenleri anlat. Halitler, Ebu Dücaneler yeniden indiler mi cihad meydanlarına kardeş, bana ondan haber ver!

   Sen bana; Filistin’in kenar mahallelerinden, Çeçenya’dan, Kafkasya’dan, Hindikuş Dağlarından, Irak çöllerinden haber ver. Bütün genişliğine rağmen işgalci kâfir ve emperyalistlere arzı dar eden, alınları öpülesi mücahidlerin dökülen misk kokulu kanlarından haber ver. Sen bana; İslam coğrafyasını karış karış gezen, cihad meydanlarında ölümü kovalayan, şehadet aşkıyla kendilerinden geçmiş serdengeçtilerden haber ver. Allah ve O’nun Yüce Resulü Aleyhisselatu Vesselam sevdasıyla her şeylerini feda eden, mal-mülk, makam-mevki, evlâd ü ıyallerini terk edip ümmetin kurtuluşu için dağları mekân edinen, cepheden cepheye koşan, bir kartal gibi düşmanı gözetleyip aslanlar gibi öldürücü darbeyi indiren Kur’an fedailerinden haber ver. Ümmetin kurtuluş şafağı, ümit dağlarının doruklarından tulû ediyor mu kardeş, bana ondan haber ver!

  Sen bana; gözyaşlarının dineceği, hasretlerin biteceği, yaraların sarılacağı, esaret zincirlerinin kırılacağı ve başların tevazuyla şükür için toprakla buluşacağı kutlu günden haber ver. Gözlerde yaş, bedenlerde derman kalmadı artık. Bunca eziyet, zulüm ve katliamlara karşı bıçak kemiğe dayandı, sabırlar tükenme noktasına yaklaştı artık. Bu karanlık ve dehşetli gece uzadıkça uzadı. Vadedilen günün sabahına çok kaldı mı kardeş, bana ondan haber ver! BANA ONDAN HABER VER!!!

  Not: Son zamanlarda islam aleminde olanları görmememiz, duymamamız imkansız.. NAŞİT TUTAR hocanın yazmış olduğu Bana ondan haber ver!! Şiirini bu hafta köşeme almaya çalıştım ümit ederim ki bizde bir şeyler uyandırır. Onlardan gelen haber bu. Onlar da bizden haber bekliyorlar neden sustuğumuzu, neden onlara sahip çıkmadığımızı, neden onları görmezden geldiğimizi, neden onlara el uzatmadığımızı merak ediyorlar. Belki bu soruyu burda bizi bulup soramayacaklar ama bir gerçek var ki mahşerde soracaklar bize..  VESSELAM