IRKÇILIK KAVMİYETÇİLİK MİLLİYETÇİLİK – I

IRKÇILIK KAVMİYETÇİLİK MİLLİYETÇİLİK – I

Allah(c.c), Hz. Âdem’i(a.s) bir peygamber olarak yeryüzüne gönderdiği günden beri insanlar çoğalmakta, kabileler, kavimler, milletler ortaya çıkmaktadır. İnsanların yeryüzüne gönderildiği günden beri yeryüzünde yaşam alanları oluşmuş, insanlar çeşitli topluluklar halinde yeryüzüne dağılmış ve sonraki dönemlerde birbirleri ile sosyal, ekonomik, kültürel, siyasi ve inançsal ilişkilere girmişlerdir. Allah(c.c), insanların yeryüzündeki yaşamlarının belli bir düzene girmesi ve yaşama amaçlarını onlara bildirmek için peygamberler göndermiştir. Kimi kavimler bu peygamberlere uyup kurtuluşa ermiş kimi kavimler de bu peygamberleri reddedip helak olmuşlardır. Hepimizin bildiği gibi insanların bu dünyadaki yegâne amacı: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat/56) ayetince sadece ve sadece Allah’a kulluk etmektir, bunun mücadelesini vermektir.

   Allah(c.c) insana sınırlı bir ömür biçmiştir. İnsanın ömrünün başlangıcı ve bitişi Allah(c.c) katında bellidir. Allah(c.c) dünyada da bir zaman kavramı yaratmıştır. Gecenin ve gündüzün oluşu, günün yirmi dört saat oluşu, haftanın yedi gün oluşu, bir yılın on iki aydan oluşu… gibi. İşte böyle bir zaman kavramı ve sınırlı bir ömür içinde yaşayan insan ya hakkıyla Allah(c.c) kulluk edip kurtuluşa erer ya da kulluk görevini yerine getirmeyip hüsrana uğrar. İnsanın yaşamının şekillendiği bu zaman sistemi, şüphesiz ki insanın fıtratına uygundur. İnsan bu zaman içinde çalışır, yorulur, dinlenir, uyur, ibadetle(rle) meşgul olur…

   Fıtratı gereği insan dünyaya gönderildiği ve çoğalmaya başladığı günden itibaren topluluklar halinde yeryüzünün muhtelif yerlerinde yaşamaya başladı. Kendisine verilen sınırlı bir ömür içinde yaşamını sürdürdü. İnsan yeryüzünde yaşadıkça dünyayla daha çok iç içe olmaya başladı. Kendisi gibi olan diğer insanlarla daha çok ilişkilere girmeye başladı. İşte böyle bir yaşam ve ortamda yeryüzüne dağılan insan zaman içerisinde topluluklar oluşturdu, kavimler, milletler ortaya çıktı. Zamanla oluşan bu topluluklar, kavimler, milletler ayrı ayrı coğrafyalarda hüküm sürmeye başladı. Zaman ilerledikçe şehirler, devletler, imparatorluklar kuruldu… Bu devletler ve imparatorluklar birbirine hükmetmek için savaştılar… yüz milyonlarca insan öldü, öldürüldü. Artık kim kimden daha güçlü kim kimden daha üstün savaşı başladı. Yeryüzünde kıyamete kadar durmayacak bir savaş bu; ben mi güçlüyüm sen mi güçlüsün savaşı ( biz mi güçlüyüz siz mi güçlüsünüz savaşı). Aslında işin derinine inersek bu savaş daha Allah(c.c) Hz. Âdem(a.s) yarattığı anda başlamıştı. “Hani meleklere, “Âdem’e secde edin!” dedik, hemen secde ettiler. Ancak İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.” (Bakara/34) ayetinde de geçtiği üzere İblis büyüklük taslamış (kibirlenmiş) ve Hz. Âdem’e(a.s) secde etmemiş. Secde etmemesinin sebebi ise açık: “…Ben O’dan daha hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın, Onu ise çamurdan.” (A’raf/12). Evet, işte ilk isyan. Bu isyanın sebebi ise Allah(c.c) İnsanları yeryüzüne göndereceği zaman herkesin başının belası olacak ve ilk İblis’te zuhur eden; kibir. “Ben ondan daha hayırlıyım demiş ve ben ateşten O ise çamurdan yaratıldı.” yani kendini Hz. Âdem’den(a.s) daha üstün görmüş ve secde etmemiş.

    Şu kibir ne büyük beladır. Irkçılığın, kavmiyetçiliğin temeli de buraya dayanıyor. Hâlbuki bütün insanlar eşittir. Biz buna iman ediyoruz. Üstünlüğün ancak takva ile olacağına iman ediyoruz.

    Bu haftaki yazımı şu ayetle noktalıyorum: “Ey İman Edenler! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat/13)

Selam ve Dua ile…

Not: Yazının devamı haftaya…