BİR SALAHADDİN DAHA GELİR Mİ?

BİR SALAHADDİN DAHA GELİR Mİ?

İşgal altındaki kutsal topraklar için, ”Kudüs ve Mescid-i Aksa, Haçlıların elinde olduğu müddetçe, ben nasıl olur da gülebilirim, sevinebilirim, istediğim gibi rahat yemek yiyebilirim ve hele gözüme uyku nasıl girebilir?” demişti Sultan Salahaddin. En büyük ideali (şunu da belirtmek gerekir ki Salahaddin’in en büyük ideali “Yeryüzünde Allah’ı inkâr eden hiç kimse kalmayıncaya kadar fetihleri sürdürmek” idi.) İslam Ümmetinin iki kıblesinin ilki ve üç kutsal mescitten biri olan Mescid-i Aksa’yı Haçlıların elinden geri almaktı, Sultan Salahaddin’in. Dönemin Kadı’sı İbn Şeddad Onun için şu sözleri söyler: “Sultan Kudüs’ü o kadar düşünüyor, Kudüs hakkında o kadar dertleniyordu ki; dağların bile taşıyamadığı yükleri taşıyor gibiydi.”

   Savaş başladı ve Kudüs mutlak bir zaferle geri alındı. Salahaddin’in ideali gerçekleşti. Müslümanlar ilk kıblelerine kavuştu. Sokaklardan Haçlıların Kudüs’ü işgal ettikleri gibi kanlar akmıyordu. Haçlılar istedikleri gibi Kudüs’ü ziyaret edebiliyordu. Üstelik bu ziyaretler için vergi de alınmıyordu. İşte İslam’ın Sultan Salahaddin’de zuhur eden yüceliği. Fetihten dört-beş yıl sonra Sultan Salahaddin (Allah kendisinden razı olsun ve bizlere onunki gibi fetihler nasip etsin) vefat etti. Dünyada bıraktığı sadece 1 Dinar 36 Dirhem idi. Tabi Ümmet’e Allah’ın izni ve zaferiyle hediye ettiği Kudüs’ü saymasak. 

   Yaşadığımız asırda ve daha önceki asırlarda dillerde/zihinlerde dolaşan bir söz var/vardı: “Bir Salahaddin Eyyubi daha, ne zaman gelecek?” 

   Salahaddin Eyyubi’den önce de sonra da İslam İmparatorluğu/Devletleri vardı. Kimi devletler kısa ömürlü oldu kimi devletler de uzun ömürlü. Son Hilafet Sancağı’nı taşıyan Osmanlı Devleti son 400(+/-) yılı halifelik olmak üzere 600 yıl boyunca İslam Devleti olarak hüküm sürdü. Bu Devletler Allah’ın hükümlerini (eksik/tam, tarih yazmış) uygulamış ve sürekli Batıl’la bir mücadele içinde olmuştur. 20. yy’ın ilk çeyreğinde Halifelik kaldırıldı. İslam’ın yeryüzündeki temsiliyeti kurumsal olmaktan çıkmış kimi devletler ve cemaatler bu temsiliyeti (doğru/yanlış) yüklenmiş. Yeryüzünün geneline bakıldığında ise İslamiyet’in temsiliyeti genellikle bölge bölge birey ve küçük topluluklar halinde temsil edildi/ediliyor.

   Modern dünyada ulaşım, iletişim, haberleşme, devlet ve devletlerin bireyleri arasındaki etkileşim hızla arttı/artıyor. Bunların etkisiyle dünyaki çeşitli kültürler içiçe girdi/giriyor. Ahlaki, manevi, maddi… olarak birbirinden etkilenen dünya bireyleri televizyon ve internet aracılığıyla birbirini daha çok tanıdı/tanıyor. 21. yy.’da dünya bir kültür/turizm/ekonomi/sanayi köyü haline geldi/geliyor. Doğal olarak Müslümanlar da bunların etkisi altında kaldı. Olumsuz/olumlu etkilendi. Ama daha çok emperyal güçlerin İslam Toplumları/Devletleri üzerinde oynadıkları oyunların (olumsuz) etkisi Müslümanların dünya/ahiret algısı üzerinde değişiklikler meydana getirdi. Batı’dan doğan akımların da etkisi altında kalan Ümmet ve Ümmetin Gençleri milliyetçilik, marksizm, kapitalizm, sosyalizm, liberalizm, laik yönetimler ve son dönemlerde etkisini artıran sekülerizmin fikir bataklığına girdi. 

   İslam Toplumu/Toplumları değişti. Dünya’da söz söyleyecek durumdan, toplulukları harekete geçirecek güçten mahrum kaldı. Hareket algısı, inanç algısı, din algısı, davet algısı, cihad algısı… değişti. Müslümanlar ahiret ve hesap gününü unuttu, dünyaya daldı.

   Böyle bir ortamda “Bir Salahaddin daha gelir mi? sorusu havada kalıyor doğrusu. İslam ümmeti ne zaman ki Beşerin koyduğu kanunları uygulamaktan vazgeçip Allah’ın koyduğu kanunları uygular ve bu kanunlarla hareket eder, ne zaman ki eski gücüne kavuşur, ne zaman ki Salahaddin’leri yetiştirecek anaları yetiştirir, ne zaman ki dünya ve dünya metaasından vazgeçer ahirete yönelir, ne zaman ki her istediğini Allah’tan ister ve umut eder; Allah’tan ümidini kesmez…  işte o zaman bir Salahaddin daha, bir Fatih Sultan Mehmed daha, bir Musa daha gelir… Vesselam.

 

Selam ve Dua ile…